Rezervasyon ve İletişim: 0266 384 8282, 0538 615 1515
Kaz Dağları Eko Turizm
Kaz Dağları Eko Turizm

70’li yıllarda ekoturizm ile tanıştık ve 90’larda ekoturizm turizmin en önemli segmentlerinden biri haline geldi. 2000’li yollara geldiğimizde halen Avrupa’nın 70’lerde yaptıklarını bile yakalayabilmiş durumda olmadığımızı görüyorum. Hatta galiba biz biraz yanlış anladık ekoturizmi. Şimdi dünya turizm literatürüne ekoturizmin yeni bir çeşidini kazandıran millet olarak gireceğiz:

Kazdağları Butik Otel Sizi Bekliyor!

İda Natura Life Style Kazdağları Butik Otel ile muhteşem bir tatile ne dersiniz?
Modern odalarıyla mitolojiyi bünyesinde bulunduran odalarımıza göz atmak için alttaki rezervasyon yap görselimize tıklayabilirsiniz. Aradığınız tatil İda Natura ile Kazdağları'nda!

kazdağları otel odaları

Kitle Ekoturizmi

Her şeyden önce ekoturizmin ne olduğunu bilmek gerek. Ve bir turizmci gözüyle benim yorumladığım ekoturizm turizme yön verenlerimizin yorumladığı ile maalesef örtüşmüyor. Dağda yürümek, nehirde rafting yapmak, çadırda kalmak, bisikletle dolaşmak ekoturizm değildir. Ama bizde eğer turizm faaliyetinin içine sportif bir aktivite giriyorsa bunu ekoturizm olarak yorumluyoruz. Spor turizmi ile ekoturizmi birbirine karıştırıyoruz. Evet, belki iç içe geçmiş olabilir ama aynı şey değil.
Kitaplar şöyle tanımlıyor: ekoturizm; teknik açıdan planlı, ekonomik olarak verimli, sosyal yönden sorumlu, ekolojik olarak duyarlı ve korumacı, süre olarak uzun erimli olan turizm çeşididir. Ve ekoturizmin, kitle turizmine kıyasla en belirgin farklılarını şu şekilde sıralar, her şeyden önce ekoturizm sürdürülebilirdir, yani kaynak değerlerini bozmayan turizm değeridir. Kitle turizminin aksine planlıdır, uzun vadeli çözümler düşünülür, bölge ile bütünleşmiş planlama yapılır, yerel halkın katılımı sağlanır, açık mekan ağırlıklıdır, mevcut yapılar değerlendirilir, yöresel mimariye önem verilir, kültür korunur, doğa korunur ve her şeyden önemlisi talep sınırlaması vardır. Koruma kullanma dengesi ekoturizmin en can alıcı unsurudur.
Benim ekoturizmden yorumladığım ise şudur: Doğa içinde yaşayan insanlarla bir bütündür. Ve bir yerde insan varsa mutlaka kültürde vardır. Ve bu kültürü insan oluşturuyorsa % 50 de doğa oluşturur. Dolayısı ile ekoturizmde sunulması ve sunulurken korunması gereken 3 unsur vardır. İnsan, kültür ve doğa. Bizde önce sunum sonra koruma uygulanmakta. Tabi o zamana kadar koruyacak bir şey kaldıysa.
Ekoturizmde turist aktiftir ve katılımcıdır dolayısı ile yerel halk ile daha iç içe olur ve kültürel etkileşim gerçekleşir. Turist kültürü tanır, yerli halk turist ile temas kurar. Her şey dahil paketlerin aksine, turist yerel ekonomiye girdi sağlar, otelden çıkmayan ve para harcamayan turistin, gidişata hiçbir katkısı olamaz.
Turisti tatil köylerine kapayan, kıyıları talan edercesine işgal eden, devasa ve küresel mimari değerleri ön plana çıkaran kitle turizmi, halk ile turistin kaynaşmasını engeller, turistik değerleri yok eder ya da standartlaştırır, kapasiteler sonuna kadar kullanılır, yabancı tur operatörlerine bağımlılık yapar.
Ekoturizm bölgesel ve mevsimsel yoğunlaşmayı ortadan kaldırır. Yaz aylarında dolup taşan sahil beldeleri yerine her mevsim yurdun her köşesinde farklı turistik faaliyetler ile 12 ay boyunca canlı duran bir turizm ve bölgeler arası gelir dağılımının eşitlenmesine katkı sağlar. Ekoturizm kırsal kalkınma için büyük bir fırsattır.

Ekoturizme en büyük zarar: çevre duyarlılığından ziyade pazarda farklılık yaratmak niyeti ya da hırsı ile kitle turizmi yapan acentelerden, ilkesiz olarak bu pazara giren acentelerden gelir. Aklıma gelen ilk örnek ETS’nin Trans Kaçkar dağ geçiş turunu 2003 yılında gazetelerden duyurması. O kadar acemice ve bilinçsizceydi ki çadır dışında hiçbir şekilde yapılamayan bu turu otel konaklamalı olarak duyurabilmişti. Bu tura katılanların doğa ile iç içe olmak, kültürü tanımak, dağa çıkmak, kamp yapmak niyetinde olduğu apaçık… Peki, turu satanın aynı niyette olduğu doğru mu?
Evet, yeşil tur, doğacı tur, çevreye saygılı tur… Gerçekten iyi fors yapıyor ve pazarlama konusunda size birkaç puan da kazandırıyor. Bu zihniyetle yapılan turizm en sert kitle turizminden bile daha yıkıcıdır.
Ayrıca yıkıcı unsurlardan biri yalan ve yanlış reklam kampanyalarıdır. Yine aklıma gelen örnek gazete reklamlarındaki Karadeniz turları: Mevki isimleri gezilen yayla olarak ilan edilmekte, ya da hiçbir doğal ve kültürel değeri olmayan yerler bozulmamış muhteşem bakir yerler olarak tanıtılmaktadır. Bu tür aldatıcı girişimler gözlem ve bilgiye daha çok önem veren ekoturisti gücendirir.
Kitle Turizmi yapan acenteler ekoturizm hassasiyetlerini düşünmez. Yaylaya 15 kişi ile değil 45 kişi ile çıkar. Çünkü sunduğu 500 milyonluk turu ancak kurtarır. Yoksa falanca yaylanın 45 kişiyi kaldırıp kaldırmayacağı, iyi hizmet verip veremeyeceğini hesaplamaz. Onun hesabı basittir. Ne kadar fazla kişi o kadar çok para.

Turizmci açısından, yani benim açımdan. Bir tur paketi hazırlamadan önce düşünüp taşınacağım, diyeceğim ki nasıl bir program hazırlamalıyım, ne yapmalıyım ki bölgemin değerlerini hem kendim hem bölgem kazanarak başkalarına cazip kılabileyim.
Öyle bir program yapmalıyım ki programı satın alan kişi bu turun sonunda deneyim kazansın. Öyle Bodrum’da şezlongta güneşlenip sadece bronzluk elde edenlerden farklı olarak deneyim elde etsin. Hayatında farklı bir şey yaptığını hissetsin. Dönünce insanlara plaj anılarını ya da bronzluk derecelerini anlatmak yerine ben mısır ekmeği yapmasını öğrendim diyebilsin.
Öyle bir program yapmalıyım ki, turu yaptığım bölge insanına katma değer yaratsın, otelci kazansın, evini açan köylü kazansın, şoför kazansın, bakkal kazansın, katırcı kazansın, rehber kazansın… Öyle bir program yapmalıyım ki, en güzel en bakir en güzel yerleri bozmadan gezdirebilmeliyim. Öyle bir tur hazırlamalıyım ki bu tura kokanalar gelmesin, bu tura sevimsiz insanlar gelmesin. Ne bizim ne yöre insanının keyfini kaçırmasın.
Öyle bir program yapmalıyım ki bilim adamlarının önerdiği koruma kullanma programlarına uygun olsun, öyle detaylandırmalıyım ki turist beklenti içine girmesin. Beklentisi olmasın ummasın. Bulduğuyla yetineceğini bilsin. Ona tura gelmeden sıkı sıkı tembihleyeceğiz. Diyeceğiz ki, sakın kendi alışık olduğun hayat tarzını empoze etmeye kalkma, kendi değerlerini ön plana çıkarma, bilmişlik taslama, sevimli gözükmek adına yöre insanının şivesini taklit etme, alışkanlıklarını unut, misafir gibi değil evden biri gibi davran. Talepkar olma, farklı bir yaşam tarzın olabilir onu hissettirme…
Yerel halk tarafında ise; Hasan amca ile Ayşe halaya diyeceğim ki size bir misafir yolluyorum. 3 gün sizde kalacak. Sizinle yiyecek, sizinle oturacak, sizinle çalışacak. Sizden tek istediğim temiz bir yatak, mümkünse ve varsa ayrı bir tuvalet yoksa misafirin de kullanabilmesine uygun bir düzenleme. Onun dışında bir beklentimiz yok. Bu misafirperverliğiniz karşılığında size bir miktar ödeme yapacağız, ileride daha fazla misafir için belki bir kaç yatağa daha ihtiyacımız olabilir. Sizden başka bir isteğimiz ise olduğunuz gibi davranın. Kültürünüzü evde bir yabancı yokmuş gibi yaşayın.
Gelen turistlere ise şunu diyeceğiz; gittiğiniz yerde çevreye ve kültüre müdahalede bulunmayın, bulduğunuzla yetinin, müdahale edici, değiştirici, talepkar olmayın, sadece öğrenme ve deneyim edinme amaçlı bir seyahate çıktığınızı unutmayın, kalacağınız evde aileden biri gibi davranın…
Yani bizim istediğimiz ekoturizm modelinde insanlar gelip köy evlerinde kalsınlar, ailelerle birlikte, sabah kalkıp ineği sağsınlar, tereyağı yapsınlar, mısır ekmeği yapsınlar, ineklere çobanlık yapsınlar, odun kessinler, çay toplasınlar, düğünlere gitsinler, cenazelere gitsinler, horon öğrensinler, tulum öğrensinler, türkülerimizi öğrensinler, dilimizi, ağaçları tanısınlar, bitkileri tanısınlar, yaylayı, yaylacılığı tanısınlar, dağları gezsinler, derelerde yüzsünler…
Biz lüks otobüsleriyle gelip şehir merkezlerinde yıldızlı otellerde kalıp, akşam açık büfe yemek yiyip misket havasıyla oynayıp, kasap havasıyla coşan, Ayder Yaylası’nda yarım saat alışveriş yapıp, 2 kare fotoğraf çekip biz yayla turu yaptık diyen turist istemiyoruz. Bunların hiçbirimize faydası yok. Boşuna ağzımız kulaklarımıza varmasın. Kaybediyoruz. Bölgenin kitle turizmine değil ekoturizme ihtiyacı var. Bizim tabiatımız hassas. Çok narin ekosistemler üzerine kurulu. Ve bu hassas doğaya bu hassasiyeti bilenler gelsin. Onların derdi kültür değil, onların derdi dönünce hava atmak yoksa Laz kültürü, Hemşin kültürü, endemik türler hak getire. Varsın kokanalar Antalya’ya gitsin. Gitsin demeye gerek yok onlar zaten gidiyor. Her yaz bıkmadan usanmadan. O tür turist için Karadeniz 1 kere gelinecek bir yerdir. Ama Antalya, Bodrum her yaz.
İşte ekoturist ile turist arasındaki farklardan biri de budur. Onlar 1 kere gelir ama ekoturist her sene gelir. Hem de arkadaşları ile. Turistlerin gözlemleri zayıftır. Birçok farklılığın farkına bile varmazlar. Onların diğer insanlara aktaracakları yedikleri 2 dilim Laz böreği, 1 mıhlama, 2 kare şelale fotoğrafı, 3 poşet hediyelik çay, 2 metre Rize bezinden ibarettir.
Ama ekoturistin diğer ekoturistlere aktaracakları çok farklıdır: onlar kaybolan kültürü hemen fark ederler, kaybolan bir dilli hemen fark ederler, hiçbir yerde görmedikleri bitkileri hayvanları ayırt ederler, derelerin sesini dinlerler, bulutların dansını seyrederler, ikram edilen ayranı altın ikram edilmiş gibi anlatırlar, sportif faaliyetleri yaparlar, tüm vakitlerini yaylalarda geçirirler, paralarını yaylalarda harcarlar, çok iyi bir bilgi aktarımı yaparlar… Gözlemleri çok kuvvetlidir.
Bugün Uzungöl’de ve Ayder’de yaşananları hepiniz görüyorsunuz. Ekoturizm uygulanması gereken yerde kitle turizmi planları uygulandı. Ayder’in, Uzungöl’ün bir taşıma kapasitesi vardı. Ama altyapı hazırlanmadan turizm merkezi ilan edildi. Talep karşılanamadı ve turizmi bilmeyen otelciler, turizmi bilmeyen restorancılar, turizmi bilmeyen bakkallar cenneti oldu çıktı.
İyi bir planlama ile Ayder ve Uzungöl şu anda ağırladığı turist sayısının 3’te birini ağırlayıp çok daha iyi para kazanabilirdi. Küçük düşünüldü. Türkiye’deki büyükşehirlerden gelecek turistler düşünüldü. Kimse Avrupa’dan Amerika’dan sırt çantası ile gelecek, kültürleri tanımak isteyen, bitkileri, hayvanları görmek isteyen, dağlara çıkıp spor yapmak isteyeni düşünmedi.
Ama o otobüs turu yapanlar tükenecek. Çünkü olar gittikleri yeri de tüketiyorlar. Çekirge sürüsü gibi gelirler, bizde sanırız ki bereket var, ama sürü gidince bir bakarız talan olmuş elde avuçta bir şey yok. Dalga dalga geldikleri gibi dalga dalga gidecekler.
Ama ekoturizm yapmak da herkesin harcı değil. Tema Vakfı’nı hepiniz bilirsiniz. Son yıllarda Maçahel bölgesini projeleri için hedef bölge seçtiler. Bölgeye çok iyi niyetlerle girdiler. Ev pansiyonculuğu dediler, arıcılık dediler, ekoturizm dediler. Ama planlar birden değişti. Tema Vakfı bir seyahat acentesi kurdu, peşine Maçahel’de yaklaşık 2 trilyona mal olan bir tesis inşa etti.
Şu anda Tema’nın bilgisi olmadan bu ev pansiyonlarında konaklayamıyorsunuz. Önce kendi tesisini dolduruyor, yer kalmazsa evlere dağıtıyor. Tema Vakfı’nın neden turizm yaptığını anlamıyorum. 2 trilyonu neden betonarme bir binaya harcadıklarını anlamıyorum, Maçahel’in onca eksiği, yapılması gereken onca proje varken neden hep bana dedi anlamıyorum.
Ve en acısı şu; ben Maçahel’e gittiğimde bizi bazen evlerinde ağırlıyorlar. Ve bize imkânları doğrultusunda ikramlarda bulunuyorlar. Turistler Karadeniz insanı ne kadar misafirperver diye düşünüyor, oysa ben o ikramlar için ödeme yapıyorum. Ben ise Tema Vakfı’nın bu insanlara ne yaptığını düşünüyorum. 3-4 yıl içinde insanlar rant peşinde koşar oldu. İkramın bile bir bedeli var artık. Hayatımda ilk kez Karadeniz’de çocukların aracımıza “para, para” diye saldırdığına şahit oldum. Hatırlarsak ekoturizmin ilkelerinden biri kültüre müdahale etmemekti. Yazık.
Oysa Hemşin bölgesi, Kaçkar bölgesi 20 yıldan fazla turizme hizmet ediyor ve ben ikramlar için 1 kez bile ödeme yaptığımı hatırlamıyorum. Tema, Maçahel insanını yozlaştırdı. Yani ekoturizm sadece hassas doğal alanlar değil, hassas kültürlerdir aynı zamanda. Kültürlerine ikramı satma bile girebiliyor. Bilmeyene bırakılmayacak kadar hassas üstelik.
Ekoturizmin 3 unsurundan bahsetmiştim. İnsan, doğa ve kültür. Doğa birçok alanda aralarında en şanslı olanı. Kanunlarla koruma alınmış, biraz da olsa bu konuda insanlar bilinçlenmiş. Ya kültür? Türkiye’de kültürler maalesef koruma altında değil. Hassas kültürler bilinçsiz turizm yapanlara emanet edilemez.
Birkaç istatistik rakam vermek istiyorum. Bilindiği gibi ekoturizmin en önemli araçları Milli parklardır. Milli parklar turizmin gelişmesinde lokomotif gibidir. Kenya, Tanzanya, Nepal gibi az gelişmiş ülkelerin en büyük gelir kaynakları milli parklar ve ekoturizmdir. Sadece az gelişmiş ülkeler değil elbette bundan nasiplenen ABD’de 89 yılında 500 milyon kişi milli parkları ziyaret etmiştir. İngiltere’de yılda 150 milyon kişi en az 2 günü milli parklarda geçirmektedir.
Dünyadaki turizmin gelişimi iyi olmasına rağmen bunun içinde doğa turizmi %30 gelişim göstermektedir. Ve bugün Dünya turizm cirosunun %30 unu ekoturizm sağlamaktadır. Ve yaklaşık 200 milyar dolar hacmine ulaştığı tahmin edilmektedir.
Görüldüğü gibi bu büyük pastadan faydalanmak isteyenler fırsatçı sermaye şirketleri olacaktır. Yaylalar turizm sermayesinin malı olmadan, rant amacıyla pazarlara düşmeden bu koruma kullanma dengesini oluşturmalıyız. İyi ve sorumlu faaliyet yapanla, fırsatçı ve sorumsuz olan birbirinden ayrılmalıdır. Kitle ekoturizmi kavramını dünya literatürüne kazandıran ülkenin vatandaşı olmak bana gurur vermeyecek.
Toparlayacak olursak
Yapılması gerekenleri aşağıdaki başlıklara toplanabilir:
– Ulusal ve yerel bazda ekoturizm bilinci oluşturulmamıştır
– Ulusal ve yerel anlamda koruma bilinci oluşturulmamıştır.
– Ulusal ve bölgesel ekoturizm planı yoktur.
– Ekoturizm alanlarının pazar araştırması ve tanıtımı yapılmamıştır,
– Yöresel mimariyi destekleyici tedbirler yoktur.
– Yeterli ekoturizm altyapısı inşa edilmemiş, planlama yapılmamıştır.
– Yetki karmaşası çözülememiştir. Sit,mücavir alan, milli park, gibi kavramların tek bir çatıda ve tek bir kurum altında toplanamamıştır.
Bu yukarda yazılan ulusal hedeflerin gerçekleşmesinin uzun zaman alacağından eminim. Ama aşağıda belirtilenler panzehir gibidir. Gecikirse hasta (ekoturizm) ölür.
– Ekoturizm hareketi gözlenen her bölgenin, bölge üniversitelerine rapor edilip kaynak değerlerinin, zooloji, botanik, sosyoloji, psikoloji, çevre koruma, coğrafya, ormancılık, tarım, idari, planlama, tarih, vb gibi gerekli branşlarda alanında uzman bilim adamlarından oluşan kurullar tarafından koruma kurallarının ve hassasiyetlerinin çalışmasının yapılmasını sağlamak.
– Bu yerler için arzu edilen turizm tipinin tanımlanması, tur operatörleri, yerel halk ve idare ile birlikte turizm planlamasının yapılması ve planlamanın üniversitenin oluşturduğu koruma kullanma raporlarına uygun olmasını ve arzu edilir bir taşıma kapasitesi belirleyip bunun uygulanmasını sağlamak.
– Yerel halk, rehberler, pansiyoncular, otelciler, restorancılar, bakkallar, taşımacılar vs gibi ekoturizm faaliyeti içinde olacak herkesin uzmanlarca eğitilip sertifikasyona tabi tutulmasını sağlamak.
– Turizm faaliyetlerini izlemek ve etkilerini minimumda tutmak için bir denetim mekanizmasının oluşmasını sağlamak.
– Ekoturizm fuarlarına katılım sağlamak hatta bu fuarlardan birini Türkiye’de yapmak.
– A,B,C grubu seyahat acenteleri gibi sadece ekoturizm yapabilen bir seyahat acentesi grubu oluşturulmasını sağlamak. Ekoturizm yeterliliğine, bilgi, tecrübe ve yeterliliğe sahip olmayan acentelerin böylesine hassas alanda faaliyet yapmasını engelleyecek bir oluşum sağlamak.
– Ekoturizm rehberliği kursu açılması ve ekoturizm rehberliği kokartı uygulamasının yürürlülüğe girmesini sağlamak.

BÜLENT SARALOĞLU
BUKLAMANIA TURİZM

Kim, Ne Zaman Yazmış?
27 Haziran 2015 | Genel kategorisinde yazdı 0
Sosyal Medyada Paylaşmak İster Misiniz?

Etiketler: Kitle Turizmi, Milli Parklar, Yerel Halk, Dünya Turizm

Benzer Haberler & Duyurular
    Düşüncelerinizi Paylaşmak İster Misiniz?